Anasayfa / 1.SAYFAYA DA EKLE / ALERJİLERİN ÇÖZÜMÜ VAR…

ALERJİLERİN ÇÖZÜMÜ VAR…

Bir çoğumuz alerjilerin normal olduğunu ve kısa süreli geçici rahatsızlıklar verdiklerini düşünebiliriz. Oysa durum sandığınız gibi  değildir. Çünkü aşırı uykusuzluk ve yorgunluk, depresyon, anksiyete, bazı böbrek hastalıkları, bademcik iltihabı gibi sık sık tekrarlayan enfeksiyonlar, çocuklarda aşırı hareketlilik, uyku bozuklukları, öğrenme zorluğu, iltihaplı romatizma, ağız ülserleri, karın ağrısı ve çölyak hastalığı gibi “bir çok rahatsızlık ve hastalığın altında, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan alerjiler olabilir.”

Modern Tıbba göre Alerji; “genetik, çevresel faktörler ve zararsız antijenlere karşı bağışıklık sisteminin gösterdiği tepkiler” gibi bir çok nedenle olur. Tedavisi için ise, genelde antihistaminik ler, ACTH (adrenokortikotropik hormon) ve kortizon gibi hormonal ilaçlar reçete edilir. Bu ilaçlar ise, “problemi çözmekten ziyade büyütmekten başka hiç bir işe yaramazlar.” Çünkü dışardan alınan hormonların vücut dengesi üzerindeki zararlı etkileri tartışılmayacak derecede nettir.

Bütüncül (holistik) tedaviden yana olan bir çok bilim insanına göre ise; “Alerjiler vücudumuzda biriken aşırı toksin yükü nedeniyle, yediğimiz gıdalara ve çevremizdeki çeşitli maddelere karşı bağışıklık sistemimizin verdiği aşırı ve anormal tepkilerdir.” Bende bunlara  ilave olarak diyorum ki; “Alerjilerin en önemli nedenlerinden birisi de, bağırsak florası bozulmuş, düzgün çalışmayan bir sindirim sistemidir”.

Midemizde karbonhidratlar parçalanıp bulamaç haline getirilerek, peptitlerine ayrılan proteinlerle birlikte tam olarak sindirilmek üzere 12 parmak bağırsağına geçer. Ancak “bağırsak florası normal değilse sindirim tamamlanamaz ve bu gıda parçacıkları bağırsak çeperlerinde birikerek vücut ısısında çürür ve toksik hale gelir.” Peptitler ve çürüyen bu maddeler hem emilim yoluyla hem de hasar görmüş bağırsak dokusundan kana karışarak “alerjik reaksiyonlara ve bir çok hastalıklara neden olurlar.”

Bu konudaki en iyi örneklerden birisi; “ince bağırsağın gluten adlı bir proteine karşı” ömür boyu süren (kronikleşen) alerjisi olarak tanımlanan “çölyak hastalığı” dır.

Vücudumuzda “buğday ve benzeri tahıllarda bulunan proteinlerin” sindirimi iki aşamada gerçekleşir. Tahıl ürünlerinde bulunan proteinler ilk aşamada mide duvarı tarafından üretilen sindirim sıvıları ile “glüteno morfin veya gliado morfin” denilen ve uyuşturucu olarak kullanılan morfin benzeri kimyasal yapılara sahip “peptitlere” ayrılırlar.

Daha sonra sindirimin ikinci aşaması gerçekleşmek üzere bu peptitler 12 parmak bağırsağına geçerler. Burada pankreas tarafından üretilen çeşitli sıvılara maruz kalarak, “enterositlerin mikro villuslarının üzerinde bulunan peptidaz adlı enzimler tarafından parçalanarak,” vücudumuz için faydalı mikro gıdalar elde edilir ve emilmek üzere bağırsak duvarına ulaştırılırlar.

İşte bağırsak florası bozuk kişilerde, “glüten alerjisine neden olan” (enterositlerin zayıflığı yüzünden gerçekleşmeyen) “sindirim aşaması budur”. “Peptidazlar tarafından hiçbir değişikliğe uğratılmayan peptitler, glüteno morfin yapısında” kana karışarak, beyin ve bağışıklık sistemi fonksiyonlarını bozarak bir çok sağlık problemine, özellikle “çölyak hastalığına” neden olurlar.

Ayrıca bağışıklık sistemi; tam hazmedilmediği için sindirilmeden kana karışan diğer gıda parçacıklarını yabancı madde olarak algılar ve “kısaca alerji dediğimiz bir bağışıklık tepkisi gösterir.” Beynimiz bu tepkiyi hep hatırlar ve o gıdayı her tükettiğinizde bu maddelere karşı, alerjik bir reaksiyon göstererek, antikorlar üretir. Bu antikorlarla alerjen maddeler aralarında etkileşim gösterdiklerinde, tüm vücudumuzda “alerjen/antikor kompleksleri denilen aşırı toksik maddeler” meydana gelir.

Bağışıklık sisteminin meydana getirdiği bu kompleksler “vücut kapasitesinin çok üzerinde üretildiklerinde” ise karaciğerde, akciğerlerde, böbreklerde, beyin damarlarında, beyin zarlarında, kılcal damarlarda birikerek, sağlığımıza zararlı bir dizi reaksiyona neden olacak kimyasallar salgılar. Özellikle (nedeni tespit edilemeyen) “damarlarda, eklemlerde veya organlarda meydana gelen pıhtılaşmanın asıl nedeninin, alerjen/antikor kompleksleri” olabileceği dikkate alınmalıdır.

Alerjik bir bünyeye sahipseniz; kimyasal ya da sentetik ilaçlar kullanarak, vücudunuzun hormon dengesini bozmadan önce, “bağışıklık sisteminizin tepki verdiği” gıda maddelerini belirleyin ve onlardan uzak durmaya özen gösterin.

Daha da önemlisi “bağırsak floranızın normal, sindirim sisteminin iyi çalışır durumda olmasına” dikkat ederek “toksinlerden uzak durup bağışıklık sisteminizin  güçlenmesine  destek olacak şekilde yaşam tarzınızı ve beslenme şeklinizi değiştirin.

Ayrıca arı sütü, propolis, polen, hakiki bal gibi arı ürünleriyle, kakule, tarçın, hardal tohumu, turp tohumu, havuç tohumu, kırmızı kinoa, kaniwa, goji berry, yaban mersini, kuş burnu, keçi boynuzu, rezene, ginseng, çakşır otu, çörek otu, tere tohumu, keten tohumu, havlıcan, zencefil, ada çayı, kuş burnu, ekinezya, biberiye, civan perçemi, karanfil gibi bitkilerle veya doğrudan omega-3 yağ asitleri ve benzeri doğal mikro gıda takviyeleriyle, “bağışıklık sisteminizi güçlendirebileceğinizi” unutmayın.

Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanında, alerjileri ve alerjik reaksiyonların vücudumuzda yol açtığı hasarı tamamen önlemenin, ya da minumum seviyeye indirebilmenin diğer bir şartı da, “bedenimizin toksinlerden temizlenmesidir.”

Bunun için de; “öncelikle dışardan alınan (alkol, sigara, çamaşır suyu, deterjanlar, şampuanlar, sıvı sabunlar gibi çeşitli temizlik malzemeleri, saç boyası, oje, diş macunu, parfüm, deodorant gibi kişisel bakım ürünleri vesaire) her türlü toksin  kaynağını  hayatınızdan çıkarın ya da minumum seviyeye indirin.” Karaciğer ve böbrek temizliği gibi çeşitli “detoks programlarından” yararlanılarak, vücudunuzun detoksifiye etme becerisinin en üst seviyeye çıkarılmasına destek olun.

Bunlara ilave olarak da, (mevsimine göre) mürdüm eriği, siyah üzüm, kiraz, karpuz, ekşi elma, kırmızı pancar, siyah havuç, siyah turp, nar, greyfurt, limon, portakal, enginar, kereviz, brokoli ve benzeri “meyve ve sebzeleri  canlı olarak” çeşitli şekillerde tüketerek vücudunuzdan toksin atımına destek olmaya çalışın.

Sağlık bilincimizin çoğalmasına vesile olur umuduyla… Daha özgür, daha sağlıklı ve daha mutlu hafta sonları geçirmeniz dileğiyle…

Ümit Yurtkuran

imzamiz

Ayrıca bunu da okuyabilirsiniz

…………………………………………………………………..……………………………………………… HEMEN BİZE YAZIN:  

“Damar tıkanıklığı ve kalp krizi riskini azaltmak mümkün” (1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir