Anasayfa / 1.SAYFAYA DA EKLE / İhtiyarlığı Geciktirmek Elimizde..

İhtiyarlığı Geciktirmek Elimizde..

İnsanların pek çoğu yaşı ilerledikçe aynaya daha seyrek bakar. Yüzümüzdeki kırışıklıkları, kahverengi lekeleri, şişmiş, sarkmış, etrafı kararmış göz kapaklarını, sararmış solmuş bakışları, beyazlamış, dökülmüş saçları pek görmek istemezler. Hâlbuki aynadaki görüntümüz, yaşam tarzımızın, yaptığımız hataların, iç organlarımızın ve genel sağlık durumumuzun bir yansımasıdır.

Çünkü vücudumuz içinde gelişen her türlü problem, dışında da açıkça kendisini belli eder. Örneğin bir insanın;

-Cildindeki kırışıklıklar çoğalıp derinleşme eğilimine girmiş, saçlar beyazlaşıp seyrekleşmeye, kellik belirginleşmeye başlamışsa, vücudunda toksinler çoğalmış, A – C – E vitaminleri yada çinko, magnezyum, selenyum gibi mineraller eksilmiş, cildinde hücre bozulması ve ölümü hızlanmaya başlamış demektir.

-Kalp ve dolaşım sisteminde, böbreklerinde veya mesanesindeki problemler ciddi boyutlara ulaşmışsa, göz kapakları şişmiş, göz altlarındaki torbalar iyice belirginleşmiş, vücudunun değişik yerlerinde ödem oluşmaya başlamış, yada tansiyonu her fırsatta yukarı doğru fırlar hale gelmiştir. (Tansiyon kesinlikle bir hastalık değil, hastalık göstergesidir.)

-Midesinde ağrılar fazlalaşmış, gastrit veya ülser başlamış, bağırsaklarında sindirim bozulmuş on iki parmak bağırsağı ülser olmuşsa, sırtı kamburlaşmaya başlamış demektir.

-Kansızlık problemi yaşayanların yüzleri solmuş, göz kapaklarının içinin rengi iyice pembeleşmiş, etrafında kahverengi  gölgeler  oluşmuş, dudaklarının rengi solmuş, genel olarak enerjisi azalmış, baş ağrıları ve halsizliği artmıştır.

-Eğer karaciğeri toksinlerle dolmuş, enfeksiyon gelişmeye başlamış, bağışıklık sisteminiz zayıflamış, muntazam çalışmakta zorlanır hale gelmişse, göz akı sararmaya, cilt de kahverengi lekeler yavaş yavaş çoğalmaya, kurdeşen, sedef, egzama, vitiligo ve benzeri (cilt hastalığı denilen) şikayetler artmaya başlamıştır.

Yani  yüzünüzdeki  hasarı  görmemek için aynalardan kaçmak yerine, yaşam tarzımızın, beslenme şeklimizin, işlerimizin, ilişkilerimizin  ve davranışlarımızın sağlığımızı nasıl etkilediği konusunda, bedenimizin var gücüyle bir şeyler anlatmaya çalışır olduğunu fark edin. Vücudunuzdaki, özellikle cildinizdeki değişikliklerin neler ifade etmeye çalıştığını öğrenerek, her türlü değişikliği erken uyarı sisteminin bir ikazı olarak algılayıp tedbirli davranmanız, hem genel sağlığınız açısından, hem de ekonomik açıdan, her zaman daha faydalı olacaktır.

Eski çağlardan bu yana, insanlar tarafından gözle görülemeyen iç organlarımızın ne halde olduğu, hep dış göstergeler takip edilerek anlaşılmaya çalışılmıştır. Tarihte yüzdeki kırışıklıkları inceleyip yorumlayarak, hastalıkları teşhis etme yöntemini ilk defa Çinliler uygulamıştır. Günümüzde de Çin’in bazı bölgelerinde “nabız dinleyerek”, genel yüz göstergelerini inceleyerek hastalık teşhisi yapıp tedavi uygulamaları yapılmaktadır.

Eğer insanların çoğu, yada en azından sağlık bilimiyle uğraşanlar tarafından bu göstergeler bilinip dikkate alınsaydı, emar, tomografi, ultrason  yada  anjio  gibi (genel sağlığımız için tehlikeli, ekonomimiz için yük olduğu kesin olan) işlemlerin (zaruri olanların dışında)  pek çoğunun yapılmasına gerek kalmazdı.

Normal şartlarda vücudumuz Allah’ın koyduğu yasalara göre muntazam bir şekilde çalışır. Ancak yaşlılık süremiz ile, bu süreçte ortaya çıkacak hastalıklar ve ihtiyarlık seviyemiz, tamamen vücudumuzu tanımamıza, göstereceğimiz ilgiye alakaya, yaşam tarzımıza,  beslenme şeklimize ve vücudumuzun (iç ve dış olmak üzere) genel bakımıyla doğrudan ilgilidir.

Evet yaşlanma süremizi uzatmak  ve  sağlıklı yaşlanarak, ihtiyarlığı geciktirmek, hastalıkları en az  seviyeye  indirmek, daha kaliteli,  daha konforlu, daha enerjik, daha üretken, daha verimli bir yaşlılık geçirmek, yani nasıl yaşlanacağımızı yönetmek kesinlikle

elimizdedir. Temel olarak “Hücresel fonksiyon bozukluğu”  olarak tarif edebileceğimiz tek bir hastalık ve  ihtiyarlık sebebi vardır.  Bu sebep ortadan kaldırıldığı vakit yaşlansak da, ihtiyarlığımız gecikecektir.

Yaşlanmayla ilgili bir çok bilimsel araştırma yapılmış olması, dünyanın bir çok yerinde çok uzun ve sağlıklı yaşayan topluluklar bulunmasının yanında, bu konuda benim için en büyük dayanak, Kur-an’ı Kerim’de yer alan, (‘Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınızın sonucudur. Üstelik O bir çoğunu da affetmektedir’ – Şura suresi/ 30.) Ayeti ile kendi yaşantım ve bu günkü sağlık durumumdur.

Bana göre ihtiyarlığa engel olabilmek öncelikle, insanın ana rahmine düştüğü andan itibaren ölünceye kadar geçen süreyi, hastalıklar yani ihtiyarlık açısından bir bütün olarak ele almamıza bağlıdır. Çünkü hastalık nedenleri bebeklik çağında başka, yaşlılık döneminde başka değildir. Yaşınız ne olursa olsun hastalık nedenleri hep aynıdır.

Sadece bir önceki dönemde yapılan doğruların yada hataların, bir sonraki dönemi çok ciddi şekilde etkilediği bilinmelidir. Örneğin bebekliğimizde anne babanın yaptığı doğrular yada yanlışlar çocukluğumuzu, çocukluğumuz gençliğimizi, gençliğimiz orta yaşlılığımızı, orta yaşlarda, ileri yaşlardaki sağlık durumumuzu çok ciddi şekilde etkilemektedir. Bu nedenle hangi dönemde daha  bilinçli  davranmaya başlarsak, daha sonraki dönemlerin daha rahat, daha uzun ve daha sağlıklı geçirileceği unutulmamalıdır.

Bana göre anne – baba adaylarının bebek yapmaya karar verdikleri andan itibaren, o bebeğin tüm ömrü boyunca sağlığı açısından başına gelecek her şeyin de temelini attıklarını bilmeleri gerekir. Yumurta ve spermin sağlık kalitesi, kesinlikle bebeğin de sağlık kalitesini etkileyecek ve gerekli müdahaleler yapılmadığı taktirde de, yaş ilerledikçe (lehine yada aleyhine)  büyüyerek  devam  edecektir.

Yaşınız kaç olursa olsun, hayatınızı geriye doğru düşünüp, yapılanları yada yaptıklarınızı hatırlayacak olursanız doğru yada yanlış  yapılan her şeyin bu günkü yaşantınız ve sağlık durumunuz üzerinde etkili olduğunu göreceksiniz.

Kendi adıma kesinlikle inanarak diyorum ki, daha 45’li yaşlarda “kanser” teşhisi konularak, hayatımın alt üst edilmesindeki en büyük neden, Amerika Birleşik Devletleri tarafından “Marshall Yardımı” adıyla gönderilen ve ilk okullarda zorla  yedirilip  içirilen  iğrenç yağlar ve süt tozları ile gençlik döneminde yediğimiz margarinler, vitalar, ay çiçek yağları ve alüminyum tencerelerde pişirilen yemekler nedeniyle vücudumda biriken toksinlerdir. (Aşırı şeker ve un tüketimi gibi daha bir çok toksin kaynağını da burada saymak  istemiyorum)

Kanser teşhisi ile hayat tarzımda yaptığım değişikliklerin ise, altmış yaşını çoktan aşmış birisi olarak, yaşıtlarıma göre daha sağlıklı,   daha enerjik, daha konforlu bir hayat sürdürmemi sağladığından eminim. Kendimi yolun yarısında kabul ederek üretmeye ve tüm faaliyetlerime aktif olarak devam ediyorum. İstediğim gün 30 km’den fazla yol yürüyebildiğimin bir çok şahidi olduğunu bilmenizi isterim.

Bu gün rahatlıkla söyleyebilirim ki, yaşınız, kilonuz ve sağlık durumunuz ne olursa olsun, eğer halen hareket edebilecek  durumda  iseniz, geriye dönüş şansınız hep var demektir. Hastalık yada ihtiyarlık boks maçı gibidir. Yere düştüğünüzde değil, ayağa kalkamadığınızda maçı kaybedersiniz.” Çünkü insan vücudu 80 – 90 yıllık bir ömürde, (normal şartlarda) kendisini en az 20 – 25 defa bütünüyle yenileme kabiliyetine sahip muazzam bir sistemle donatılmıştır. Yeter ki zararın neresinden dönersem kardır düşüncesiyle, Bismillah diyerek, doğru usullerle geriye dönüş için mücadeleye başlayalım.

Eski çağlardan bu yana, insanlar tarafından gözle görülemeyen iç organlarımızın ne halde olduğu, hep dış göstergeler takip edilerek anlaşılmaya çalışılmıştır. Tarihte yüzdeki kırışıklıkları inceleyip yorumlayarak, hastalıkları teşhis etme yöntemini ilk defa Çinliler uygulamıştır. Günümüzde de Çin’in bazı bölgelerinde “nabız dinleyerek”, genel yüz göstergelerini inceleyerek hastalık teşhisi yapıp tedavi uygulamaları yapılmaktadır. Eğer insanların çoğu, yada en azından sağlık bilimiyle uğraşanlar tarafından bu göstergeler bilinip dikkate alınsaydı, emar, tomografi, ultrason yada anjio gibi (genel sağlığımız için tehlikeli, ekonomimiz için yük olduğu kesin olan) işlemlerin (zaruri olanların dışında) pek çoğunun yapılmasına gerek kalmazdı.

İHTİYARLIĞI GECİKTİRMEK İÇİN YAPMAMIZ GEREKENLER

-Düşüncenizi değiştirin. Yaşlanmaktan değil, sağlıksız, hasta, yorgun, bezgin, bıkkın, bitkin, idealsiz, umutsuz bir ihtiyar olmaktan korkun. Asla ihtiyarlık, hastalık ve ölüm korkusu gibi olumsuz düşünceleri aklınıza getirmeyin.  Düşünce yapınıza göre, hatta oynadığınız role göre kan değerlerinizin  değiştiğini unutmayın. Bir oyunda rol alan tiyatrocuların bile bağışıklık sisteminde ve kortizol seviyelerinde değişiklikler olduğu görülmüştür. Trajediler hastalığa yol açarken, komediler oynayanların bağışıklıklarını güçlendirmiştir.

Yaşımız ilerledikçe hastalıklara yakalanma riskimizin artacağını, hareket kabiliyetimizin azalacağını, başkalarına muhtaç olacağımızı düşünmek yerine, gençliği ve sağlıklı bir bünyeyi hedefleyerek, yalnızca ihtiyarlığı geciktirmekle kalmayıp, gençliğimizde yapabildiğimiz, sadece gençliğe has zannettiğimiz bir çok şeyi de yapabilme potansiyelini tekrar kazanabileceğimizi unutmayın. Düşüncenizi değiştirerek, hayatınızı değiştirecek güce sahip olduğunuzu bilin. (Düşünceyle ilgili makalemi okuyun)

“Stres yönetimini” öğrenerek, Psikolojik durumunuzu değiştirin. Canlılar içerisinde akıl ve iradesini kullanarak, tüm hayatını şekillendirme yetkisine sahip tek yaratık olarak, düşüncemizi ve psikolojik durumumuzu kontrol etmeyi öğrenerek, vücudumuzdaki bütün yaşamsal süreçleri etkileyebileceğimizi unutmayın. (Psikolojik durumumuz ve stresin hayatımıza etkileriyle ilgili  makalemi okuyun)

-Her türlü “toksin” kaynağından uzak durun. (Toksinlerle ilgili makalemi mutlaka okuyun ve uygulayın. İnsanların sadece toksinleri tanıyıp uzak durmaları bile hastalık riskini yarı yarıya azaltacaktır. İç organlarımızın toksinlerden  temizliğine  yönelik  detoks  programları yayınlanacak olan kitabımda yer alacaktır.)

-Enfeksiyon oluşumuna sebep olacak ortam ve davranışlardan uzak durun, Örneğin soğuk – sıcak dengesine dikkat edin. Duş alıp ıslak saçlarla soğuğa çıkmayın. Ani moral bozukluğu, stres yada aşırı üzüntünün vücudumuzun her hangi bir yerinde “enfeksiyon” nedeni olabileceğini aklınızdan çıkarmayın.

“Bağışıklık sisteminizi” zayıflatacak her türlü tutum ve davranıştan uzak duracağınız gibi, bağışıklık sisteminizi güçlendirecek her türlü kurala da dikkat edin. (Bağışıklık sistemi ile ilgili makalemi okuyun – ayrıca enfeksiyon ve bağışıklık sistemi ile ilgili çok geniş bilgi inşallah yayınlanacak olan kitabımda yer alacaktır.)

-Genel sağlığımız ve özellikle hücre yenilenmesi için gerekli olan mikro gıdaların temini açısından, beslenme şekliniz, sindirim sisteminizin özellikle bağırsaklarınızın çalışma durumu çok önemlidir. Mikro gıdalar açısından “içi boş, kalorisi yüksek” rafine gıdalar yerine, daha çok besleyici özelliği fazla ve mümkün olduğunca canlı (çiğ) gıdalarla beslenmeniz gerektiğini, yaşınız ilerledikçe daha az yemeniz ve günlük tuz (mümkünse hayatınızdan çıkarın) ve su (günlük 2 – 2.5 lt. civarında) tüketimine dikkat etmeniz gerektiğini unutmayın. (İnşallah yayınlanacak kitabımda, beslenme bölümünde çok detaylı bilgiler yer alacaktır.)

-Hayatınızın hiçbir döneminde, sağlıktan daha değerli hiçbir mal varlığınızın olmayacağını asla aklınızdan çıkarmayın. Kaybettiğiniz yada kaçırdığınız hiçbir şey için kafanızı fazla yormayın. Geçmiş için ahlayıp vahlamanın hiç kimseye faydası yoktur. Acılı geçmişlerden  sadece ders almalıyız. Acıyı olgunlaşmamız için bir vasıta olarak görün. Acılara ve üzüntülere anlam kattığınız zaman, acı çekmek zorunda kalmaktan kurtuluruz.   En güzel gününüzün bu gün ve sonrası olacağına inanarak yaşamaya, yeni bir şeyler yapmaya    çalışın.

-Özellikle    “Yaş yetmiş iş bitmiş”, “Ununu elemiş eleğini asmış”, “Artık köşende otur”, “Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur” gibi, ata sözü diye yutturulan saçma sapan söylemleri dikkate almaktan vaz geçin. Aynı kökten geldiğimiz “Hunzalar” ın ortalama 120 – 130 yıl yaşadığını, 100 yaşında kadınların doğum yaptıklarını, 100 yaşında ölenlere “erken öldü” diye üzüldüklerini bilmenizi isterim.

-Emekliliği, makam, mevki, fonksiyon kaybı yada hayattan elini eteğini  çekerek, sadece tüketici atıl bir insan olmak, yalnızca  zorlukların, güçlüklerin, genç nesillere yük ve ne zaman geleceği belli olmayan, ölümü bekleme döneminin başlangıcı olarak görmeyin. Daha değişik zevk ve uğraşların olabileceği, “hayatın bilgelik dönemi” olarak kabul edin. Bedeninizin bilgeliğiyle irtibata geçerek, sezgilerinizi kullanmayı öğrenin.

-Büyük işlerin kaba kuvvetten, bedensel güçten ziyade, yaşlılığın insanlara kazandırdığı “bilgi birikimi, geniş bakış açısı, doğru düşünme, yerinde ve zamanında karar verme, iyi bir planlama ve sabır” gibi özelliklerle elde edildiğini unutmayın.

-Yaşınız kaç olursa olsun üretmekten vaz geçmeyin. İnsanlara faydalı olması şartıyla ne üretirseniz üretin. Hayat tarzınızın, sosyal ilişkilerinizin, günlük hareket sürenizin, harcadığınız kalori miktarının hastalıklar ve ihtiyarlamanız üzerinde etkili olduğunu unutmayın.

-Tek başınıza veya başkalarıyla birlikte yapabileceğiniz fiziksel yada zihinsel aktiviteler, hobiler, entelektüel çalışmalar, deneyim ve bilgi paylaşımı gibi sosyal aktiviteler tespit edip uygulayın.

-Asla yalnızlık ve işe yaramazlık psikolojisine girmeyin. Tek başınıza yada arkadaşlarınızla hareket kabiliyetinizi mutlaka geliştirin. Hafif tempoda da olsa yürüyüşler yapın. “Yürüyen merdivenler” yerine, “Yürünen merdivenleri” kullanmayı alışkanlık haline getirin.

-Kendinizde kusurlar aramayın, olduğunuz gibi sevin. Eğer mevcut halinizden memnun değilseniz, kendinize basit hedefler belirleyip, yaşantınızda değişlikler yapın. Elinizden geldiği, gücünüzün yettiği ölçüde başkalarına yardım edip, iyilik yapıp, mutlu etmeye çalışın.

-Elinizden gelen her şeyi yaptıktan sonra, üstesinden gelemeyeceğiniz, gücünüzün yetmeyeceği hiçbir konuda kafanızı boş yere yormayıp mevcut duruma sabretmeyi öğrenin.

-Hayatınızın hiçbir döneminde, hiçbir konuda asla umutsuzluğa kapılmayın. Sonuna kadar elinizden geleni yapmanız halinde, “bittim” dediğiniz yerde, Allah’ın mutlaka “yettim” diyeceğine inanın.

-Yaşlılıkta insanı her açıdan rahatlatan en önemli faktörlerden birisi de Allah ve Ahiret inancıdır. Çünkü inançlı bir insan ölümü en başından itibaren, kesin bir gerçek olarak kabullenip, mutlak adaletin sağlanacağı güne kavuşmak gibi görür. İnançsız bir insanın ise sürekli bu dünyadaki adaletsizliklere (kendi kendine) isyan edip, zararı kendisine ve çevresine olacak şekilde sinirlenip, idama mahkum edilmiş ve her sabah idam sehpasına bir adım daha yaklaştığını hissederek telaşlanan, bir mahkum gibi ölümü bekleme ihtimali yüksektir.

-Dışınızdaki dünyaya yüreğinizi açın, rahatlayın, gevşeyin. Bebekliğimizden itibaren okul, aile, tv, sosyal medya ve çevreniz tarafından düşünceniz etrafına örülen duvarları yıkarak kendi kişiliğinize, yaradılış ayarlarınıza dönmeye çalışın. Çocukluğunuzda en küçük olay karşısında gösterdiğiniz neşeyi, sevinci, coşkuyu hatırlayın.

Yaradılışımız gereği hepimizde var olan, verdikçe çoğalan, sıfır maliyetli ve her insanın rahatlıkla yapabileceği eylemler olan sevmeyi, şefkatli davranmayı, merhametli olmayı, selam vermeyi, güler yüzlü davranmayı, iyi niyeti, taktir etmeyi, kıskanmamayı, hasetlik duygusundan uzak durmayı ve iyilik yapanlardan olmayı hayat tarzınız haline getirin.

-Yüksek moralin, mutluluğun, sevmenin ve sevilmenin her türlüsünün, her yaşta hastalıklar ve ihtiyarlığa karşı en iyi ilaç olduğunu bilerek, hayatınızın her döneminde seveceğiniz birileri yada bir şeyler hep var olsun. Belli bir yaştan sonra sevilmek için ise, bilgili, fedakar ve yardım sever olmanın etrafınızdaki tüm canlıları sevmenin şart olduğunu da unutmayın.

Bizim bilinçli olarak hiçbir müdahalemiz olmadan, muazzam bir düzen içerisinde çalışan, akıl almaz derecede karmaşık, hücrelerin, organların, sistemlerin, sadece bizim ve çevremizin müdahalesi ile bozulup hasta olduğunu unutmayın.

Birey olarak vücudumuz hakkında bir şeyler öğrenerek, hastalık nedenlerine elimizden geldiği kadarıyla engel olmaya çalışarak, hem kendi sağlığımıza, hem de tüm ülkemizin sağlık problemlerine sorumlu vatandaşlar olarak katkıda bulunmak zorundayız. Çünkü tüm  ülke olarak sağlık problemleri ve sağlık harcamaları altında ezilmeye başlayacağımız günler çok uzak değil.

imzamiz

Ayrıca bunu da okuyabilirsiniz

CORONA KORKUSUYLA İHTİYARLAMAYIN

Öncelikle “yaşlanma (yaş alma) ve ihtiyarlık” kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerektiği bilinmelidir. İnsanlık tarihi boyunca, zamanı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir